arşiv

‘İnsan Kaynakları’ kategorisi için arşiv

9,58 !!

Pazar, 16 Ağu 2009

1999 yılında M. Greene 9.79 koştu?ğnda, üniversite 2 sınıf öğrencisiydim.  Aynı evi paylaştığım profesyonel atlet Atilla Sabahoğlu ile bu rekorun artık kırılmas? imkânsız bir noktaya geldiğini konuştuğumuzu yeni dünya rekorunu keyifle izlerken dün gibi hatırladım.

Atilla, artık fiziksel olarak bundan daha hızla koşulmasının mümkün olmadığını bir sürü atletizm terimi ile detaylı olarak anlatmıştı. Özellikle de şu söyledikleri akl?mda kalmışı; “ Bu noktadan sonra artık bedene, ancak beyin gücü ile daha fazlası yaptırılabilir. Zaten böyle önemli 100 metrecilerin en az 3-4 tane psikolojik destek veren, beyin gücünü harekete geçirmek için zihinsel antrenman yaptıran adamalar? oluyor.”

Yarıştan hemen sonra TRT spikeri Güven Göktaşın Usain Bolt un bir demecini ilettiği şu sözlerde Atilla yı destekler nitelikteydi.” Antrenörüm bana 9.50’lerde bir derece ko?abilirsin demişti. Bende inandım ve koştum”

Rekor kırıldı ama öyle eski rekorlar gibi 1-2 salise ile değil, 11 salise yani nereden baksanız en az 5 rekorluk bir rekor. ( Önceki rekorları aşağıda bulabilirsiniz ) Rekorun nasıl bir şey olduğunu anlatmak için şu bilgiyi sizinle paylaşmam yeterli olur zannediyorum. Bolt yarışınn 60-80 metreleri arasındaki 20 metreyi 1,61 sn de koştu!!

Bundan sonra ne olur bilinmez, bakalım beyin gücü daha neler yaptırabilecek?

1912 D. Lippincott (ABD) 10.6
1921 C. Paddock (ABD) 10.4
1930 P. Williams (Kanada) 10.3
1936 J. Owens (ABD) 10.2
1956 W. Williams (ABD) 10.1
1960 A. Hary (B.Almanya) 10.0
1968 J. Hines (ABD) 9.95
1983 C. Smith (ABD) 9.93
1988 C. Lewis (ABD) 9.92
1991 L. Burrell (ABD) 9.90
1991 C. Lewis (ABD) 9.86
1994 L. Burrell (ABD) 9.85
1996 D. Bailey (Kanada) 9.84
1999 M. Greene (ABD) 9.79
2002 T. Montgomery (ABD)9.78
2005 A. Powell (Jamaika) 9.77
2008 Usain Bolt 9.72
2008 Usain Bolt 9.69

Bolt’un yarış öncesi neşeli, eğlenceli hali, rekora nasıl hazırlandığını da gösteriyordu. Tyson Gay 9.71 ile ikinci oldu, belki de geçen sene bu dereceyi koşsa şu anda efsane olacaktı, ama yarıştan hemen evvel inanılmaz gergin bir hali vardı. Belki de birini efsane diğerini ise ikinci yapan fark buydu.

Hem Bolt un neşesi ve yaptığı işten aldığı keyif, hem de antrenörünün yarıştan önce onu motive edişi gerçektende insanoğlunun başarıya nasıl ulaşabileceği konusunda önemli ipuçları veriyor.

Şimdi gelin o anı yeniden yaşayalım, harika bir deneyimdi benim için, bir daha yaşabilir miyim bilmem, şimdilik ona Bolt un beyin gücü karar verecek gibi gözüküyor.

İnsan Kaynakları , , , , ,

Özgür Düşüce ve Sivil Olabilmek

Cuma, 22 May 2009

Sivil kelimesi, dilimize civilian kelimesinin tercümesi olarak girmiştir. Kelime anlamı, ülkesinin ordusuna bağlı  olarak çalışmayan, yani ordu mensubu olmayan kişidir. ( http://en.wikipedia.org/wiki/Civilian )

Ülkemiz insanının  yenilikçi, doğal, creative, girişimci, olamamasının altındaki birçok nedenden birinin de tam olarak sivil olamamaları olduğunu düşündüğüm için, bu yazı çerçevesinde sivil olmayı özgür olmak, doğal olmak ve rahatça kendini ifade edebilmek olarak ele alacağım.

Toplum olarak savaşçı bir milletin çocuklarıyız, askerlik mesleğine her zaman büyük değer vermişiz ve saygı göstermişizdir. Özellikle son 200 yıl içinde özgürlüğümüzü korumamızda, ordumuzun çok büyük katkıları olduğu için bu etki daha da belirgin bir hale gelmiştir. Zaten orduların esas var olma nedenleri de ülkeye yönelik dış tehditleri caydırmak veya bertaraf etmektir.

Askerlik mesleğinin doğası gereği, ordunun, otoriteye, güce, hiyerarşiye, itaate, dayanan, kurumsal iç dinamikleri vardır. Bu dinamiklerin, o mesleğin icra edildiği yer olan Silahlı Kuvvetler dışında kalan alanlarda da uygulanmaya çalışılması yazının temelini oluşturan esas sorundur.

Bu yüzden, birçok erkek çocuğunun daha küçükken ilk oyuncağı silah, ilk tören kıyafeti ise kurmay subay kıyafeti olmuştur.  Ne var bunda canım! Diyebilirsiniz, ama bununla sınırlı kalmıyor ki! Bu daha başlangıç…

Daha ilkokulda başlıyoruz anti sivil uygulamalara. İlköğretimde tek tip kıyafet uygulaması ile körpecik çocukları bir kalıba sokmaya başlıyoruz. Okula girmeden önce tören kıtası gibi hazır olda bekleyen çocuklar, birinci sınıftan itibaren hep bir ağızdan söylenen andımız, okul girişlerinde yapılan tek tip kıyafet denetlemeleri çocuklar üzerindeki kalıba sokulma işleminin tamamlayıcıları oluyorlar. Daha da evvelinde babalarımızın öğrencilik yılarında, ortaokullarda şapka zorunlu imiş, öğrenciler öğretmenlere komutanı gören asker gibi selam veriyorlarmış. (Kaynak; Babamın gençlik anıları )

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında bile askeri eğitim alır gibi törene hazırlandığımız, yağmur altında esas duruşta beklediğimiz yılları, bırakın onu öğretmenler günü için bile saatlerce soğuğun altında dikilip törene katıldığımız seneleri unutmamız mümkün mü sizce?

sivil

Hele 19 May?s törenlerinde lise öğrencilerinin protokole asker selamıyla selamlamaları artık işin son noktasıydı.  Allah tan yeni yapılan bir düzenleme ile bu uygulamadan vazgeçildi de artık öğrenciler devlet büyüklerini elleriyle selamlıyorlar. Ama geçen hafta bir lisenin tören çalışmalarının sesi geliyordu bizim bahçeye. Gelen ses aynen şu “ Sağa – Sola dön!, Koşar adım marş marş! “ Askerlik hizmetini yapan erkek okuyucularım bu komutu bilirler. Neyse ki küçük de olsa düzelmeler yok değil. Bu yıl ki törenlerde kolbastı oynanması da bir derece gelişme sayılabilir.

Tabii, çocukluktan başlayarak kodlarımıza işlenen anti sivil uygulamalardan birden bire de kurtulamoyoruz. iş hayatında da yansımalarını görüyoruz. Bu sefer başlıyoruz işyerlerinde tek tip kıyafet uygulamalarına. Yönetimler buna karşı çıkmasa bile mesai arkadaşlarınız bile kraldan çok kralcı oluveriyorlar. Ne yapsınlar artık genlerimize işlenmiş. Haftanın 6 günü takım elbise ile gelseniz, bir gün spor bir kıyafetle geldiğinizde, daha kapıdaki güvenlik görevlisinden başlayarak, kafeterya görevlisine, başka birim yöneticilerine kadar herkes, hep bir ağızdan, kodlarımıza işlendiği üzere “ OOO Haydar Bey! Bu gün işe sivil gelmişsiniz ” diye sizi karşılayıveriyorlar. Peki ya, Nasl gelecektim işe,  kamuflajla mı?

Kılık kıyafet, tören uygulamaları elbette birer sembol, buradan hareketle, özgür, doğal,  yenilikçi, kabına sığmayan, sürekli değişim isteyen, creative insanlar olabilmemiz için daha özgürlükçü, daha az sınırlayıcı, kişiselleşmeye izin veren bir eğitim sistemi, toplum yapısı ve bireysel düşünce yapısına geçmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Ancak, sivil olmayı başaran öğrenciler, çalışanlar, bürokratlar, siyasetçilerle gelişim gösterebileceğimize inanıyorum.

İnsan Kaynakları, Yönetim , , , , , ,

Control Freak Düşün (me ) !

Cuma, 08 May 2009

İş(iniz)e sahip çıkın!

Pazartesi, 27 Nis 2009

İş(iniz)e sahip çıkın!
Uzun ve zahmetli eğitim- öğretim hayatının ardından, şanslı olanlarımız bir işte çalışmaya başlıyoruz. İşe başlayana kadar “ah şöyle bir işim olsa “ “ Keşke böyle bir işte çalışabilsem “ diyoruz. Peki, işe başlayınca o işin hakkını verebiliyor muyuz?
Peki, işin hakkını vermek, ne demek? İşin hakkını nasıl verebiliriz? Bununla ilgili birkaç önerim olacak…
O iş SİZİN ise, ona sahip çıkmalısınız! Yapılan işe bir şeyler katmak ona inanmak ve sahip çıkmakla başlar. Yaptığınız işin size ait olması için; iş üstünde hâkimiyet kurmalısınız. Başkalarının işin aslına karışmasına izin vermeyin. Örnek mi?
Mülakatı 15 dakika ile sınırlandırırsan iyi olur! ( Neye göre ve kime göre 15 dakika ?)
Raporun çerçevesi soft olsun ve 2 mm içerde olsun!
Bu kampanyada şu mesajı verseniz iyi olur!
Bu tanıtım kitinde şunlar da olsaydı iyi olurdu! ( Evet, iyi olurdu ama senin istediklerinden daha fazlası da olabilirdi )
Gecenizi niye orada yaptınız, şurada da yapabilirdiniz! ( Evet, yapabilirdik, ama daha başka yerlerde de yapabilirdik )
Dikkatli olun, asi olun demiyorum ama eğer o iş sana verildiyse, o işi “SEN” gibi yapmalısın.
İşiniz neyi gerektiriyorsa onu yapın.

İşin sonuçlarına göre, şirketinizdeki farklı güç merkezlerinden gelecek farklı yorumlar için endişelenmeyin. O işi siz yapmazsanız, zaten bir başkası yapacak, o zaman işinizi siz gibi yapın.
Sözlü iletişimin gücüne inanın, yazılı iletişimden vazgeçmeyin. Telefonda konuştuğunuz, belki de anlaştığınız bir konuyu gerekirse e mail ile de yazmaktan çekinmeyin. Büyüklerimizin dediği gibi” söz uçar yazı kalır” ve o yazı sizi bazen aklar bazen, rahatlatır.


Her ne yapıyorsanız yapın, hesap verilebilir ve raporlanabilir olmalıdır!

Bu sizin elinizi her zaman kuvvetli tutacak bir pozisyonda kalmanızı sağlayacaktır. İstenildiği zaman, hesap verebilir ve yaptığınız işi raporlayabilir olmak sizi diğerlerinden ayıracaktır.
Daha fazla iş yükü ve sorumluluk almaktan çekinmeyin, Ama bir şartla!
Sorumluluk almak davul çalmak gibidir. Davulu çalmak için de tokmak gerekir. O tokmak ise yetkidir. Sorumluluk aldığınız zaman, mutlaka o davulu çalacak tokmağı da isteyin. Aksi halde hiç ses çıkaramadığınız koca bir davulu, sırtınızda yük olarak taşımak zorunda kalırsınız ve o sorumluluğun ağırlığı altında ezilirsiniz. Neticede hiç ses çıkaramadığınız davulu taşımak zorunda olduğunuz için, diğer işlerinizi de aksatacaktır.

Yöneticinizle daha fazla iletişim kurun!
Onunla konuşun, paylaşın, (İhtiyaçlarınızı, beklentilerinizi, sıkıntılarınızı, projelerinizi ) tartışın, kapısını çalın veya çalmadan odasına girin. Yönetici pozisyonu ona, sizinle iş yapması için verildiğini unutmayın.
Sadece size verilen işleri iyi yaparak diğerlerinden ayrılamazsınız.
Her zaman öneriler, projeler geliştirmeye gayret edin.

Projelerinizin hayata geçirilmesi için elinizden gelenin en iyisini yapın, ısrarcı olun. Ama hazırlanan her projenin kabul edilmeyeceğini de bilerek olumsuz yanıt aldığınız zaman motivasyonunuzu kaybetmeyin.


Mesleki ve sosyal gelişmeleri takip edin.

Gelişimi sürekli canlı tutmak zorundayız. İş dünyası hızla gelişiyor, çok donanımlı gençler sürekli sizin pozisyonunuzu zorluyor olacaklar.
Sosyalleşme ve networking yapmayı işinizin bir parçası olarak görün!
Bu geleceğiniz için ( hangi pozisyonda olursanız olun ) yapılan, çok önemli bir yatırım olacaktır. Zamanı gelince faydasını göreceğinizden emin olabilirsiniz.
Devamlılığınız en akılda kalıcı özelliğiniz olmalı!
Yukarıda saydığım tüm önerileri, iş hayatınızın herhangi bir döneminde yapıyor olmanız size pek bir şey katmayacaktır. İş dünyasının vefalı olmadığı gerçeğinden hareketle geçmiş dönemlerde iyi olmanız sizi daha iyi yerlere taşımayacaktır. Bu yüzden tüm önerileri devamlı uyguladığınız zaman etkisini gösterecektir.
Son olarak, Kişisel Pazarlamanızı ihmal etmeyin!
Hangi ürün olursa olsun, her ürünün pazarlamaya ihtiyacı vardır. Sizin ortaya koyduğunuz işinde elbette pazarlanmaya ihtiyacı vardır. Mütevazı olmakla, yapılan işin pazarlamasının yapılması birbirine karıştırılmamalıdır. Bu akşama kadar yevmiye ile çalışan kişinin, akşam olunca ücretini istemekten utanmasına benzer.

İnsan Kaynakları , , , , , , ,

İş ve Özel Hayatın Hakkını Verebilmek

Çarşamba, 15 Nis 2009

İşin hakkını işe, eşin hakkını eşe, çocuğun hakkını çocuğa, anne- babanın hakkını anne babaya, arkadaşların hakkını arkadaşlara, hobilerinizin hakkını hobilerinize, kitapların hakkını kitaplara, kendi hakkınızı kendinize, hatta tuttuğunuz futbol takımının hakkını ise futbol takımınıza vermelisiniz.


Bu saydıklarımın ( hatta daha fazlasının ) hepsinin sizin üzerinizde hakları var. Bu hakların kişi özelinde, dengeli bir şekilde dağıtılması gerekmektedir. İş ve özel hayat arasındaki dengeyi, herkes kendi içinde yaşayarak, tecrübe ederek oluşturmalıdır. Bu dengeyi sağlamak, hayatta başarılı olmamıza yardım eder ve huzur verici bir etkisi vardır.

ksi halde, burada oluşabilecek dengesizlik, hem iş hayatında hem de öze hayatta stres yaşamanıza neden olur. Netice de her iki alanda da, ya da en azından birinde başarısızlık kaçınılmaz olur.

work_life_balance_sign

Günümüzde, yaşam kalitesini artırma çabası, iletişimin zaman ve mekân sınırı tanımaksızın yapılması, çalışma hayatının artan rekabetçi yapısı, gelişen performans değerleme sistemlerinin oluşturduğu baskı, insanların 24 saatin büyük kısmını çalışarak geçirmelerine neden olmaktadır.
Bu şartlar altında bahsettiğim dengeyi sağlamak hiçte kolay bir iş değil. Bu yüzden birkaç önerimi örnekleriyle birlikte sizinle paylaşmak istiyorum.

Zaman israf?ndan kaçının (İşte veya evde hiç fark etmez! )

Mesai saatleri içinde uzun süren muhabbetlerle vakit kaybetmek, gereksiz detaylarda boğulmak, gündüz vaktini bitmeyecekmiş gibi israf etmek, öncelikli yapılması gerekenlerin ertelenmesi hep aynı telefon konuşmasına neden olur. “ Siz yemeğinizi yiyin, beni beklemeyin, yemeğe yetişemeyeceğim, hazırlamam gereken raporlar var”

Daha az uyuyun!

Zaman çok kıymetli ve sizi mutlu edecek kadar cömerttir. (HD ) Yeter ki kullanmasını bilelim. Daha az uyuyarak daha zinde kalabilirsiniz. Hem işiniz hem de özel hayatınıza daha fazla zaman ayırma fırsatını size verebilir. İşe gitmeden önce erken kalkılarak kazanılan vakit, en azından ailece yapılacak bir kahvaltı ile çok kıymetli bir hale getirilebilir. Ailenizle sabah kahvaltısında kuracağınız iletişimin kalitesi için bana güvenebilirsiniz!


Hayır, demeyi bilmelisin!

O anda sizin önceliğiniz olmayan, trafiğinizi değiştirmenizi gerektiren, ama ısrarla davet edildiğiniz programlara, hayır demeyi bilmelisiniz. Burada asıl olan önceliklerinizi iyi belirlemektir. Önceliklerinizi iyi belirlerseniz neye evet neye hayır diyeceğinizi daha iyi seçebilirsiniz. Stephen Covey Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı


“ Ya hep ya hiç” ,” ya o, ya da bu”  mantığından vazgeçin.

Çoğu zaman iki seçenekten birini seçmek zorunda değilsinizdir. Her iki durumu da yönetebileceğiniz bir yol seçebilirsiniz. Yeter ki ya hep ya hiç mantığından vazgeçin. Mesela;
Üyesi veya kurucusu olduğunuz bir derneğin, hafta sonu erkekler arasında yapılması planlanan bir etkinliğini, bayanlarında katılabileceği bir formata sokun, eşinizle birlikte katılın.  ( veya tersi )
Arkadaşlarınızla halı saha maçı yapacaksanız, eşinizi, annenizi, babanızı veya her kimse onu da izleyici olarak davet edebilirsiniz. Hatta örneğin babanızı, oynamak için ikna etmeye çalışabilirsiniz. Gelmeseler de, oynamasalar da sizin onlara verdiğiniz değeri anlayacaklardır.
Çocuğunuzun ilk tiyatro oyununun olduğu gün çok yoğun bir programınız var. Oyunu izlemeniz mümkün gözükmüyor. Bu durumda programa çok kısa da olsa katılmaya çalışın, ona bir kez görünün, sahne arkasında sıkıca bir sarılın, eğer onu bile yapamıyorsanız en azından telefon ederek desteğinizi gösterin.
Tüm bu çabalarınıza rağmen, kaçınılmaz bir şekilde bir ihmal yaşanacaksa, sağlam bir şekilde iletişim kurarak durumunuzu muhatabınıza izah edilmelisiniz ve en kısa zamanda durumu telafi edecek bir öneri sunmalısınız.

Eve, sıkılmış limon gibi gitmeyin.

Akşamları eve gittiğinizde sizi her kim bekliyorsa (eş, çocuk, anne- baba, kardeş, kuzen, arkadaş) onlarla ilgilenecek, vakit geçirecek kadar enerjiniz olsun. Enerjinizin tamamını tüketmenin onların hakkına tecavüz olduğu gerçeğini aklınızdan çıkarmayın. Velev ki, evde sizi bekleyen kimse yoksa bile kendinize ayıracak vaktiniz ve enerjiniz de olmalıdır.

Tatilde işte, işte Tatil de olmayın!


Tatilde işle ilgilenmemeye çalışın. Ailenizle olduğunuz zaman diliminde işten bahsetmeyin, işin sorunlarını ve stresini eve taşımayın.  Özellikle işinizle ilgili gergin telefon konuşmalarını asla herkesin içinde yapmayın. İşyerinde de aynı hassasiyeti özel hayat için göstermelisiniz. Elbette istisnalar olacaktır ama merkeze bu kuralları koymalıyız.


Tarafları birbirlerinden haberdar edin.

Beraber çalıştığınız yöneticinize bir özel hayatınız olduğunu hissettirin.
Akşam saatlerine yakın toplantı planları yapmamaya çalışın. Eğer anlayışlı bir yöneticiniz var ise ondan da bu konuya dikkat etmesini rica edin.
Özel hayatınızdaki kişilere de önem verdiğiniz bir işiniz olduğun hissettirin.
Unutmayın… Her iki taraf içinde kilit kişi sizsiniz. İkisi arasındaki dengeyi ancak sizin gayretleriniz sağlayabilir

İletişim, İnsan Kaynakları , , , , ,