Beril ile İbikli

Gizemli Çiçek: Beril’in Zorlu Yolculuğu

yazar:

kategori:

Krallık, İbikli’nin neşeli şarkıları ve Beril’in sevgi dolu kalbiyle dolup taşan bir yerdi. Saray, dostluk ve dayanışma içinde geçen günlerle daha da güzelleşiyordu. İbikli’nin melodik şarkıları, krallığın her köşesinde yankı buluyor, dağların derin sessizliği ve doğanın kendisi bile onun şarkılarına eşlik ediyordu.

Beril ve İbikli, saray bahçesinde birlikte vakit geçiriyorlardı. İbikli, tüyleriyle oynuyor ve Beril’in omzunda şarkılarını melodik bir şekilde söylüyordu. Efsanevi saray bahçesinde renkli çiçekler açıyor, her biri adeta bir gökkuşağı oluşturuyordu. Çiçeklerin arasında dans eden tüylü minik canlılar, neşe dolu şarkılarına eşlik ediyor, bahçeye büyülü bir atmosfer kazandırıyorlardı.

Fakat günlerden bir gün Prensese eşlik eden İbikli, neşeli şarkılarını söylemeyi bıraktı.  İbikli’nin tüyleri, bir zamanlar kar beyazıdan altın sarısına uzanan renklerle dolup taşan muhteşem bir resmi andırırken yakalandığı amansız hastalık, tüylerini solgun ve mat hale getirmiş, renklerini soluklaştırmıştı. Gözleri ise bir zamanlar parıldayan coşku yerine hüzün ve rahatsızlıkla doluydu. Sürekli kaşınmaktan dolayı huzursuzdu. Gece boyunca uykusuz geçen saatlerde, hastalığın karanlık gölgesi onu yavaşça sarıyordu.

Artık tüylerini düzenlemekte zorlanıyor, ışıl ışıl parlayan tüylerindeki parlaklık giderek kayboluyordu. Neşeli şarkıları susmuş, yerini hastalığın yarattığı acı ve huzursuzluk almıştı. Beril, İbikli’nin bu zorlu sürecinde ona destek olmaya çalışsa da, hastalığın etkileri her geçen gün daha da artıyordu.

Beril, sarayın bahçesinde İbikli’nin tüylerine dokunarak sordu, “İbikli, neyin var? Hiç iyi görünmüyorsun!”

İbikli, başını hüzünle eğerek cevap verdi, “Beril, içimde bir huzursuzluk var. Her gün içimde bir şeylerin kaybolduğunu hissediyorum. Neşemi kaybediyorum, her yerim kaşınıyor ama sebebini bilmiyorum.”

Beril’in gözleri endişeyle doldu, “Bunu seninle birlikte çözeceğiz, İbikli. Birlikte aşacağız bu zorluğu, söz veriyorum. “dedi.

İbikli’nin içsel dünyası, hastalığın pençesine düşmesiyle birlikte adeta gri bir perdeyle kaplanmıştı. Bir zamanlar neşe ve sevgiyle dolu kalbi, hastalığın yarattığı karanlıkla dolup taşmıştı. İbikli, her geçen gün daha fazla bir boşluk hissediyor, bu durum neşesini kaybetmesine, coşkusunu yitirmesine neden oluyordu. Neşeyle parlayan gözleri, huzursuzluk ve kederle dolan bir ifadeyle değişmişti.

İbikli, hastalığının yarattığı bu içsel sıkıntıyla baş etmeye çalışsa da, neşeli günler geride kalmış gibi hissediyordu. Beril’in desteğiyle birlikte, içindeki karanlığı dağıtmaya ve tekrar neşe dolu şarkılarını söylemeye çabalıyordu. Ancak, hastalığın izleri sadece dış görünüşünde değil, iç dünyasında da derin yaralar açmış gibi duruyordu.

Sevimli kuşunun kaybettiği neşe, Beril’i derinden etkiliyor, derin bir endişe ve hüzünle doluyordu. Beril, bu durumu ailesine aktardığında, annesi Kraliçe Zerrin ve babası Kral Haydar, kızlarının endişesini anlayarak hemen sarayın en iyi hayvan doktorlarını çağırdılar. Sarayın doktorları çare bulmaya çalıştılar, ancak İbikli’nin gizemli rahatsızlığına bir çözüm bulmakta zorlanıyorlardı.

Kraliçe Zerrin ve Kral Haydar, kızlarının bu üzüntüsünü hafifletmek ve İbikli’yi iyileştirmek için bir çözüm bulmaya çalıştılar. Krallık genelinde çözüm aramak için bir ödül koydular. Bu ödül, krallığın en değerli mücevherlerinden biri olan “Dolunayın Yansıması” adlı özel bir taştı. Dolunayın Yansıması, hem maddi değeri hem de krallık tarihindeki önemi ile biliniyordu. Bu özel taş, krallığın birliğini ve gücünü temsil etmiş, tarih boyunca çeşitli önemli olaylara tanıklık etmişti.

Kral Haydar’ın büyük büyük dedeleri, taşı krallık sınırlarını belirlemek ve birliği simgelemek amacıyla kullanmıştı. Zamanla, Dolunayın Yansıması, kralların tahtlarına çıkarken kullanılan bir simge haline gelmiş ve krallığın istikrarını temsil etmişti. Hatta Kraliçe Zerrin Beril’in adını bu taştan esinlenerek koymuştu.

Bu ödül, krallığın dört bir yanındaki yetenekli doktorları cesaretlendirmek ve en etkili çözümü bulmaları için teşvik etmek amacını taşıyordu. Saraya gelen doktorlar, Dolunayın Yansıması ödülü için daha da motive oldular. Doktorlar ellerinden gelenin en iyisini yaptılar ama maalesef hiç biri çare bulamadılar.

İbikli’nin durumu gitgide kötüleşirken, Beril, odasında pencerenin kenarında oturmuş, gözleri yaşlı, İbikli’nin hastalığına çare bulamamanın acısı içinde kıvranıyordu, birden aklına Krallığın uçsuz bucaksız ormanlarına türküleriyle huzuru getiren Fildiş’ten yardım istemek için bir mektup yazma fikri geldi.

Beril, titreyen elleriyle kalemi sıkıca kavradı ve kâğıda dikkatlice yazmaya başladı. Gözlerinin dolmasını engellemek için zorlanıyordu, ancak duygularını ifade etmek için doğru kelimeleri bulmalıydı. İbikli’nin acısını hafifletebilecek bir çözüm arayışında olduğu gerçeği, onu karamsarlığa sürüklemişti.

Sevgili Fildiş,

Bu satırları hüzünlü bir kalple yazıyorum. Kalemim titriyor ve kelimelerim acıyla yüklü. Ibikli’nin durumu giderek kötüleşiyor ve elimizden gelen her şeyi yapmamıza rağmen onun acısını dindiremiyoruz. Artık ne yapacağımızı bilemiyoruz. Bu nedenle, senin bilgelik ve deneyimine başvurmak istedim.

Ibikli’nin acısını hafifletebilecek herhangi bir çözümü biliyor musun? Onun huzurunu ve rahatlamasını sağlayacak bir şeyler yapabilmek için her türlü öneriye açığız. Onu gördüğümde yaşadığı acıyı hissetmek, içimi paramparça ediyor. Lütfen, bana verebileceğin her türlü tavsiyeyi veya yardımı paylaş. Ibikli’nin iyiliği için elimden geleni yapmaya hazırım.

Büyük bir heyecanla senin cevabını bekliyorum. Umarım bu mektup, Ibikli’nin acısını hafifletecek bir çözümü bulmamıza yardımcı olur.

En içten dileklerimle,

Beril

Mektubu alan Fildiş Beril’e ve İbikliye yardım etmek isteyince bir anda odada belirdi ve devasa gövdesiyle Beril’in yanına yaklaştı. Derin bir nefes alarak bilgece konuşmaya başladı:

“Beril, senin duygularını ve İbikli’nin huzursuzluğunu mektubunla öğrendim. O yüzden size yardım etmeye geldim. Merak etme, her hastalığın bir çaresi vardır.”

Beril, gözyaşlarını sildi ve Fildişe hüzünlü bir şekilde baktı. Fildişe, İbikli’nin hastalığını detaylıca anlattı. “Sarayın en iyi doktorları bile çare bulamıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum?”

Fildiş, sakin bir tonla konuştu: ‘Çaresizlik hissi, inançlı bir kalp için sadece geçici bir karanlıktır. Ancak, çözüm her zaman mevcuttur Beril. Sadece çözümü doğru yerde aramalısın.’

Beril, fildişin sözlerini dikkatle dinledi. “Ama nerede aramalıyım? Hangi yol bize çözümü getirebilir?”

Fildişin gözleri bir an için parladı ve sonra;

“Beril, İbiklinin kurtuluşu için zorlu bir görevin içine gireceğiz umutsuzluğa kapılma. Doğanın bize sunduğu mucizelere inanmalıyız. İbikli’nin şifa bulması için özel bir çiçeğe ihtiyacımız var: Ay Işığının Gülü. Bu gizemli çiçek, Krallığın derinliklerinde, Zafer Dağının zirvesinde yetişir. Bu nedenle tehlikeli ve zorlu olacak bir yolculuk olacak, hazırlıklı olmalısın” dedi Fildiş.

Beril, içindeki endişelere rağmen, Fildişin önerisini kabul etti. İbikli’nin iyileşmesi için gerekli olan Ay Işığının Gülü’nü bulmak için tehlikeli ama gerekli bir yolculuğa çıkacaktı. Beril, kararlılıkla kafasını kaldırdı ve Fildiş’e baktı.” Ne olursa olsun, İbikli’nin iyileşmesi için bu zorlu yolculuğu yapmaya kararlıyım” dedi.

Fildiş bu zorlu görevde  Beril’e yardımcı olacak yoldaşları Tavşan Pamuk, Ayı Ateş ve Tavuk Tuki’yi de çağırdı. Pamuk’un hızı, Ateş’in gücü, Tavuk Tuki’nin zekası ve Beril’in sevgi dolu kalbi, bu zorlu görevin üstesinden gelmelerine yardımcı olacaktı.

Beril, İbikli’yi iyileştirmek için çıkılması gereken zorlu yolculuğa izin almak için babası Kral Haydar’a gitti. Kralın taht odasına vardığında, kralın gözleri kızının endişeli yüzüne odaklandı.

Beril, “Baba,” dedi içtenlikle, “İbikli’nin gizemli bir hastalığının iyileşmesi için Fildiş bana bir çare olduğunu Zafer Dağı’nın zirvesindeki mucizevi bir çiçeğin tohumlarına ihtiyacımız olduğunu söyledi. Bana izin ver, lütfen bu zorlu göreve çıkayım.”

Kral Haydar gülümseyerek, “Beril, senin gücüne ve sevgine olan inancım sonsuz. Bu önemli görevde krallığımızın temsilcisi olarak seni destekliyorum. Kraliçe Zerrin ve benim, dualarımız ve sevgimiz seninle birlikte olacak.”

Bu sırada Kraliçe Zerrin, sarayın göz alıcı koridorlarında dolaşırken, gönlü huzursuzdu. Kızı Beril, zorlu bir görevin içine girmek üzereydi ve annesi olarak içinde bir endişe dalgasıyla boğuşuyordu. Sarayın bahçesinde, Beril’in sık sık zaman geçirdiği yerde durdu. Bahçede rengârenk çiçeklerin arasında dolaşan Kraliçe Zerrin, kızını gördü.

Beril, annesinin yanına yaklaştığında, Kraliçe Zerrin, Beril’in ellerini nazikçe tuttu ve ona içtenlikle baktı. “Beril, senin içindeki sevgi dolu kalp, sadece krallığımız için değil, aynı zamanda benim için de en büyük güç kaynağı. Zorlu bir göreve çıkıyorsun, ama bil ki dualarım ve sevgim her zaman seninle olacak.”

Beril, annesinin sıcaklığını hissederek gülümsedi. “Annecim, senin sevgin benim en büyük güvencemdir. Bu görevi krallığımız ve İbikli için yapmam gerekiyor. Ama senin dualarınla güçleneceğim.”

Kraliçe Zerrin, kızının yüzüne bir öpücük kondurdu ve vedalaştılar.

Beril, anne- babasının dualarıyla Zafer Dağı’na doğru ekip arkadaşlarıyla, İbikli’yi iyileştirmek için yola çıktı. Zafer Dağı’nın zirvesindeki çiçeğin tohumları, İbikli’nin sağlığını geri getirmek için umut dolu bir çözüm vaat ediyordu.

Beril, saraydan ayrılmadan önce Tavşan Pamuk’a dönerek, “Pamuk, senin hızın ve çevikliğin bu görevde çok önemli olacak. Sana güveniyorum.” dedi içtenlikle.

Pamuk, başını sallayarak, “Beril, senin güçlü kalbin ve kararlılığın beni motive ediyor. Bu görevde elimden gelenin en iyisini yapacağım. Sana ve İbikli’ye söz veriyorum,” diye karşılık verdi.

Ayı Ateş, neşeli şarkılarını söylemeyi bırakan İbikli’yi düşündükçe iç geçirdi. Beril’in yanına yaklaşıp,

“Beril, İbikli’nin eski neşesini görmek istiyorum. Elimizden geleni yapacağız, dostum. Güzel Yürek Vakfının bana yaptıkları iyiliklere karşı ben de İbikli’yi eski haline getirmek için buradayım,” dedi kararlı bir ifadeyle.

Beril, Ateş’e teşekkür ederek, “Evet, Ateş. İbikli’nin neşesini geri getirmek için savaşacağız. Bu zorlu görevde birlikte olmaktan dolayı şanslıyım,” diye yanıtladı.

Bu yolculukta İbikli de olmak zorundaydı, Zafer Dağının zirvesine vardıklarında Ay Işığının Gülünün tohumlarının toplanır toplanmaz İbiklinin tüylerinin arasına dökülmesi gerekiyordu. Bu nedenle İbikliyi güvenli bir şekilde taşıması için Fildiş’in üstüne güzel bir oturak yapıldı. Fildiş onu sarsmadan Zafer Dağının Zirvesine kadar taşıyacaktı.

Arkadaşlar, sarayın kapısından çıktıklarında, önlerinde uzanan zorlu yolculuğun farkına vardılar. İlk olarak büyülü ormanın derinliklerine doğru yola çıktılar, ormanın gizemli derinliklerinde ilerlediler, nehirleri geçtiler ve yüksek dağları aşmak için çaba harcadılar.

Fildiş’in devasa bedeni, ormanın gizemli derinliklerinde yürürken, etrafındaki ağaçların dallarını nazikçe eğiyordu. Büyülü bir ışıkla çevrili olan Fildiş, doğanın dengesini koruyarak ekip arkadaşlarına rehberlik ediyordu. Fildiş’in rehberliğinde, krallığın en zirvesinde, bulutların üzerinde Zafer Dağı belirdi.

Zafer Dağı’nın zirvesine tırmanırken, etraflarındaki manzara, muazzam dağ doruklarından uzanan bulutlar ve gökyüzündeki özgür kuşlarla dolup taşan bir harikaydı. Dağın zirvesi, İbikli’nin kurtuluşu için gereken çiçeğin yetiştiği yerdi. Ancak, bu görev sandıkları kadar kolay olmayacaktı.

Ormanın gizemli derinliklerinde Ayı Ateş’in güçlü pençeleri ve keskin gözleri, karşılarına çıkan gizemli yaratıkları ve karanlık geçitleri aşmalarına yardımcı oldu. Ateş’in liderliğindeki ekip, ormanın sırlarını çözmekte başarılı oldu.

Nehir boyunca Tavuk Tuki’nin zekası ve hızı, akıntıları inceleyerek güvenli geçiş noktalarını belirledi. Nehir geçişini başarıyla tamamladılar.

Dağların zirvesine tırmanırken Tavşan Pamuk’un hızı ve çevikliği kritik öneme sahipti. Kayalık patikaları atlayarak, dik yamaçları tırmanarak ve sarp zirveleri aşarak ekip arkadaşlarına liderlik etti. Pamuk, ekibi zorlu dağ engellerini aşmada başarılı bir şekilde yönlendirdi.

Doğaüstü engellerle karşılaştıklarında ise Fildiş’in bilgeliği ve doğaüstü güçleri devreye girdi. Ormanın içinde ilerlerken önlerine çıkan büyülü bir engelle karşılaştılar. Fildiş, devasa kulaklarını kullanarak bu engelin arkasındaki gizli geçidi duyabildi. Ardından “Açıl engel açıl, göster yolu” diyerek engeli açtı ve ekip, yolculuklarına sorunsuz bir şekilde devam etti.

Tam zirveye yaklaştıklarında, büyük bir buzulun karşılarına çıktı. Buzulun ötesi, çiçeğin yetiştiği yerdi. Ancak buzul, onların önünde yükselen devasa bir engeldi. Buzul, devasa bir elmas gibi parlıyordu, güneş ışığı üzerinde oynayan renkli ışıltılarla dolu bir çiçek bahçesi gibi süzülen güzellikteydi. Beril, kararlılıkla ön plana çıktı. Gözleri, buzulun üzerinde parıldayan güneş ışığına odaklanmıştı. Buzulun çözülmesi için bir çözüm aramaya koyuldu.

“Buzul, soğuk ve zorlu engellerle dolu,” dedi Beril, “Ancak içimizdeki sıcaklık ve sevgi, bu zorluğun üstesinden gelebilir. Her birimizin içinde sevgiden beslenen bir ateş var, belki bu ateşi kullanarak buzulu eritebiliriz.”

Beril, arkadaşlarına dönerek, “Haydi, hep birlikte ellerimizi birleştirelim ve içimizdeki sıcaklığı bu buzula aktaralım,” dedi. Arkadaşları, Beril’in liderliğinde ellerini birleştirdi ve içlerindeki enerjiyi buzula doğru yönlendirdi.

Aniden, buzulun üzerinde bir ışık hüzmesi belirdi. Beril’in liderliğindeki ekip, içlerindeki sevgi ve dayanışma enerjisiyle buzulu eritmeyi başardı. Buzulun ardında, çiçeğin olduğu yer görünüyordu.

Fildiş, gülerek, “Beril, içindeki sevgi dolu kalp ve liderlik yetenekleriyle bu zorluğun üstesinden geldin. Krallığımız için gerçek bir kahramansın,” dedi.

Arkadaşlar, erittikleri buzulu aşarak zirveye ulaştıklarında, etrafı saran mistik bir enerji dalgası hissettiler. Bu enerji, çiçeğin yetiştiği yerde yoğunlaşıyor, tılsımlı bir atmosfer yaratıyordu. Beril ve arkadaşları parlayan çiçeğin etrafında bir daire oluşturdular. Fildiş, ortaya bir kase koydu ve içine çiçeğin tohumlarını döktü. Fildiş, her bir arkadaşın sırayla tohumları almasını ve kaseye bırakmasını istedi.

Her tohum, şifa yüklüydü. Ardından, Fildiş, tohumları özel bir türkü eşliğinde kaseye serpti.  Beril, kalbindeki sevgi ve sevinçle gözyaşlarına boğuldu. Fildiş, son tohumu alıp kaseye serptikten sonra, “Şimdi bu tohumları İbikli’nin ensesine dök, İbiklinin iyileşmesini sağla,” dedi. Beril, dikkatlice tohumları alıp, İbikli’nin ensesine sevgiyle döktü.

Mucizevi bir ışıkla çevrilen tohumlar, İbikli’nin tüylerine dokunduğu anda, hemen bir canlanma başladı. İbikli’nin ruhunun derinliklerine kadar dokunan bir mucizeydi. Işıltılı tohumlar, İbikli’nin tüylerine dokunduğu anda, tüylerinde bir titreme yarattı, ardından solgun tüyler yavaşça renklenmeye ve canlanmaya başladı. İbikli’nin tüyleri, solgunluğunu geride bırakarak canlı renklere büründü. Kaşıntılar yok oldu, bedeni sağlığın ve enerjinin bir yansıması haline geldi.

Beril’in gözleri, bu mucizevi dönüşümü sevinç ve umut dolu bir parıltıyla izliyordu. İbikli, özgürce kanat çırparak neşeli şarkılarına geri dönmüş, renkli tüyleriyle çiçek tohumlarının verdiği enerjiyi yansıtıyordu. Hastalık ve huzursuzluk izleri, İbikli’nin parlak gözlerinde tamamen kaybolmuştu.

Fildiş, Pamuk, Ateş, Tavuk Tuki ve Beril, başardıkları bu zorlu görevin ardından saraya döndüler. Krallık, İbikli’nin neşeli şarkıları ve çiçeğin tohumlarının ışıltısıyla yeniden hayat buldu. Beril ve dostları, sevgi, dayanışma ve birlikte çalışmanın gücünü bir kez daha kanıtlamışlardı.

Beril ve arkadaşları görevi başarıyla tamamladığında, Kraliçe Zerrin, sarayın merasim salonunda büyük bir kutlama düzenledi. Kral Haydar bu törende kızına söz hakkı verdi. Kürsüye çıkan Beril şunları söyledi.

“Onurlu krallık sakinleri, bugün bir araya geldik çünkü birbirimize olan bağlarımızı pekiştirmek ve krallığımızın birliğini daha da güçlendirmek istiyoruz. İçinde yaşadığımız bu büyülü topraklar, renklerin, kültürlerin ve hikâyelerin bir mozaiği gibi.

Her birimiz, farklı yeteneklere, düşüncelere ve hayallerle dolu bir geçmişe sahibiz. Ancak bugün, burada, bu çeşitliliği bir güç kaynağı olarak kabul ediyoruz. Kucaklayıcı kollarımızla birbirimize sarılıyor, birbirimizin güçlü yanlarını kutluyor ve birbirimizin zayıf yanlarını destekliyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bu krallık sadece birbirimize olan güçlü bağlılığımızla ayakta durabilir.”

“Unutmayalım ki, birbirimize olan sevgi ve saygı, krallığımızın dayanılmaz gücünün kaynağıdır. Zorluklarla karşılaştığımızda, birbirimize destek olmalıyız. Başarılarımızı paylaşmalı, zorluklarımızı birlikte aşmalıyız. Birlikte olduğumuzda, hiçbir güç bizi yıkamaz, hiçbir zorluk bizi mağlup edemez.”

Beril’in bu sözleri,  salondaki tüm davetlilerden çok büyük alkış aldı.

Kral Haydar, Krallık genelinde çözüm aramak için konulan ödülü Beril’e yardımcı olan arkadaşlarına takdim ederek onları tebrik etti. Kral Haydar ve Kraliçe, bu olayın krallığın gücünü ve dayanışmasını pekiştirdiğine inanıyorlardı ve bu olayı ölümsüzleştirmek için sarayın bahçesine bir anıt dikerek İbikli’yi onurlandırdı.

Krallığın sevgili şarkıcısı İbikli’ye olan şükranını ifade etmek adına saray bahçesinde yükselen anıt, gerçek bir sanat eseriydi. Bu anıt, İbikli’nin neşe dolu günlerini ve krallığın kalbinde yer etmiş mücadelesini temsil ediyordu.

Krallığın bu anıtı, İbikli’ye olan derin sevgiyi ifade etmenin ötesinde, aynı zamanda müziğin, neşenin ve sanatın krallığın ruhunu nasıl beslediğini simgeliyordu. İbikli’nin anıtı, saray bahçesinde gururla yükseliyor ve krallığın gelecek nesillerine, bu eşsiz yolculuğun mirasını onurlandırmanın bir simgesi olarak kalıyordu.

20.02.2014

İncirli, Bakırköy


Yorumlar

“Gizemli Çiçek: Beril’in Zorlu Yolculuğu” için 8 yanıt

  1. Masal Okuyucusu avatarı
    Masal Okuyucusu

    Bir önceki serinin devamı niteliğindeki bu yeni masal okuyucuya yine bambaşka bir hayal dünyasının kapılarını aralıyor.
    Bu gece çocuklara uyumadan önce okuyacağım masal belli oldu..Kaleminize sağlık @haydardurusoy.
    Görseller de çok başarılı..

    1. Esat Tekeci avatarı
      Esat Tekeci

      Beril ve diğer karakterlerin bir araya gelerek verdiği mücadele, insanın içindeki iyiliği ve gücü ortaya çıkarıyor. Krallığınızda ki fantastik öğelerle dolu hikayelerinizi okumak çok eğlenceliydi.

  2. Emine Oduncu avatarı
    Emine Oduncu

    Bu muhteşem krallığın ve üyelerinin hikayelerini okumak gerçekten içimi ısıtıyor ve en karamsar anda mucizilerelre inanan içimdeki küçük çocuğu duymamı sağlıyor
    Kaleminize sağlık Haydar bey…

  3. Birlik ve beraber olunca aşılmayacak zorluk olmadığını kanıtlayan akıcı ve güzel bir hikaye olmuş

  4. Güzel kalp 💓 iyi niyet mucizeler doğurur …

  5. Güzel kalp 💓 iyi niyet mucizeler doğurur … Dayanışmanın gücü..

  6. Mehmet Özmen avatarı
    Mehmet Özmen

    Bir önceki hikayeyi de severek oğluma okumuştum bu hikayeyi de yine severek okudum. Bu zamanda bu şekilde güzel bir hikaye yazdığınız için sizi tebrik eder devamını için başarılar dilerim.

  7. Musa Ustalar avatarı
    Musa Ustalar

    hepsi birbirinden güzel – devamının gelmesi dileklerimle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir