Bu üçüncü ve son okuyusum. İlkini lise de okumuştum. İkincisini üniversite sonrası.
Fyodor Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanı, yalnızca Raskolnikov’un suç psikolojisini değil, insan doğasının derinliklerini de sorgulayan felsefi bir eser aslinda.
Raskolnikov’un işlediği suça Alfred Adler’in bireysel psikolojisiyle bakıldığında, üstünlük kompleksinin ve aşağılık duygusunun bir savaşı aslinda yaşanan .
Adler’in bireysel psikolojisi bağlamında Raskolnikov, üstünlük kompleksi ile hareket eden, kendi büyük fikrini (Napolyon teorisini) ispatlamak isteyen bir figürdür. Ancak cinayet sonrası yaşadığı çöküş, onun Adler’in bahsettiği “aşağılık kompleksi”ne kapıldığını ve gücünü kanıtlamaya çalışırken aslında kendini kaybettiğini gösterir.
Freud’a göre ise suçluluk duygusu ve vicdan azabı, bilinçaltındaki süperego ve id çatışmasının bir sonucu.
Bir insanın kendi sınırlarını aşmaya çalışırken nasıl kaybolduğunu ve sonunda kendisiyle nasıl yüzleştiğini anlatan bu başyapıt, her okuduğumda yeni bir anlam kazanıyor.
Kant’ın ahlak felsefesi perspektifinden bakarsak, Raskolnikov’un eylemi, evrensel bir ahlaki yasa olamayacağı için temelden yanlış. Heidegger ise onun varoluşsal bir hesaplaşmaya sürüklendiğini, ancak otantik benliğine ceza sürecinde yaklaşabildiğini söylerdi herhalde.
Okuyanlara bir soru
Peki sizce, Raskolnikov kurtuluşa erdi mi?
#dostoevsky#roman#freud#alfredadler#psikoloji#okumak


Bir yanıt yazın